Category Archives: m.data fihrist
majör lick’ler
akorlarla çalma (satin doll)
akorlarla çalma (Georgia on My Mind)
bas sesler hakkında
İnsan oğlunun “bas” ile tanışması (anne karnında) ilk beşinci ayı sırasında olsa da aslında hepimiz (anne) kalp atışı ile hayatın =zaman olduğunu beynimizin her tarafına kazırız. Cümle o kadar uzun ve geniş ki hemen bölmeye başlayalım.
– duymaya başlama ilk iki ay civarı
– dördüncü aya geldiğimizde ince ve orta sesler
– beşinci ay kalın sesler
– kalp atışı hem ses hem de ritm içerir
– hayat titreşimdir ve zamanın akması ile titreşimler arası farklar oluşur. (frekans) Algıladığımız ve yaşadığımız herşey farklı frekansa sahip enerji formlarıdır.
Sonuç: İnsan daha doğmadan hayat senfonisini dinlemeye, yaşamaya, öğrenmeye başlar.
Nasıl? anne karnında, annenin yaşadığı anlara karşılık gelen sesler ve buna karşılık kalp atışlarındaki ses ve ritm değişiklikleri ile…
60hz ‘e kadar olan sesler subbas, 60-250hz arası bas ses olarak kabul edilir ancak 120hz sonrası kulak için uğultudur. Özellilkle 200-400hz aralığı.
Sesler kalınlaştıkça dalga boyları büyür ve subbas sesleri kulaktan çok karın bölgesinde hissedilir. Şimdi bir birleştirme yapalım; korku hissini neremizde hissederiz? Tabi ki karın bölgesinde. Cevabı beklemeden yazalım: Daha anne karnında iken, heyecanlı anlarda annedeki aritmik (bir çeşit kick) metronom bize anneden gelen beslenme-bakım sıvılarındaki değişiklik ile güvensizlik-kaygı-endişe ve korkuyu tanıtır. Yani kalın ses ve aritmik yapı korkudur. Öte yandan kalın ses ve düzgün ritmik yapı monoton yapısından dolayı güveni oluşturur.
Burada düşünülmesi gereken kalın insan sesi güven verirken doğadaki ( mesela deprem) kalın seslerin korku vermesi. Ayrıca korku veren kalın seslerin insanda adrenalin salgılanmasına yol açması…
Peki bas ses nedir?
En kaba hali ile frekans aralığı düşük dalga boyu büyük, yaygın kullanımı ile düşük, alt ya da kalın ses enerjileri diyebiliriz.
Müziğe döndüğümüzde bas seslerin 15yy civarında etkili olduğunu görürüz. Müzik enstrumanlarının insan sesinden yola çıkarak yapıldığı düşünülmekte ve coğrafik etkiler gözlenmekte ise de bas seslerle ilgili enstrumanlar bir çeşit beynin, düşüncenin evrimleşmesinin sonucudur.
Gözle görmediğimiz elle tutamadığımız seslerden oluşan melodiler ve ritmleri birleştirip tarz yaratma…Ancak bu taşıma sırasında (sıradan insan için) görünmezlik… Peki bas ses nasıl etki eder?
Öncelikle müzikte kullanılan bas sesler kaynağı ne olursa olsun taşıyıcı olarak hizmet eder, hammaldır. Hem ritm hem de ses kullanarak müziği (bilerek ya da bilmeyerek) taşır. Kullandığı groove ile ritmi yeniden biçimlendirebildiği gibi kullanılan akoru da yeniden isimlendirebilir. Bu durumda armoni ve ritme hakimiyet gereklidir ve zaten her müzisyenin bilmesi gereken kompozisyona da…
Dinleyici için özel bir durum (şekil) yoksa bas zaten dikkat edilen bir enstrüman değildir oysa en önemli yapı taşı…
Herhangi bir coğrafyadan bağımsız olarak müzik yapacak insan üzerine konuşmak onu belli klişelerle algılamak, yönlendirmemek gerek. Çünkü yaşadığımız anda göremediğimiz bir enerji formunu şekillendiren kişilerdir onlar. Ticari kaygı olmadan yapılan şey tam olarak budur ve müzisyen tıpkı bir ressam gibi havada, etrafta var olan bir enerjiyi enstruman (insan sesi dahil) vasıtası ile şekillendirip resmeder. Bu bestedir, objedir. Bu besteyi zaman ve mekana oturtmak için aranje yaparız ama bazen beste-obje okadar güçlüdür ki hiç bir şeye gerek kalmayabilir.
Müziğin içinde zamanın anahtarı vurmalı sazlardadır ve diğer entrumanlar bu tempoda (zaman diliminde) yol alır.
Gidişatın kontrbastan basgitara evrilmesi 1930 civarında Paul Tutmarc ile başladı,1951’de ilk seri üretim elektrikli bas Fender Precision Bass ortaya çıktı. (1953’te Gibson EB-1, 1960’ta Fender Jazz Bass) Bas gitara geçiş en başta kolay taşınabilmesi olsa da gittikçe gelişen fikirlerle işlevi zenginleştirilmiştir.
Bas seslerle uğraşan müzisyenlerin standart müzik bilgilerine sahip olmaları yetmez. Armoni ve ritm sağlamlığının yanında, iletişimi sağlam, bütünsel bakabilen, egosunu kontrol edebilen, müzikal zenginliğe sahip basçılar kötü bir grubu bile bir disiplin altına sokarlar.
Sistemli bir şekilde büyük abiye (1984), tahammülsüzlüğe, görselliğe – ismini ne koyarsanız koyun – doğru ilerleyen hayatımızın ne kadarını müziğe harcıyoruz. Hayat bize verilen zaman ve bizim onu harcama şeklimiz değilmidir?
Gerçekte müzik saf bir enerji paylaşımıdır. Duygusu, enerjiyi paylaştıktan sonra hafızada dokunduğu alan olup aynı müzik farklı insanlarda farklı etkiler yaratabilir. Hatta bir adım daha ilerleyelim: müzisyenler de insan olduğu için aynı farklılık onlar içinde geçerlidir. İşte tam bu noktada hem veren hem de alan için lezzet önem kazanır. “Doğru fakat lezzetsiz- Yanlış fakat lezzetli” bu bir paradoks olabilirmi? ki referansımız ne?
Standart olarak timing, armoni, genel geçer bir orkestrasyon bilgisine sahip olmak (teori veya hissetmek) anlatım, kompozisyon müzisyene gereklidir.
Ritm çalan müzisyenler müziğin zaman tarafında, hikâyenin kare kare anlaşılması (quantize) için sabit bir tempoda ilerlerler ve hikâyenin paragrafları, satır başları, cümle sonları, bölümleri onlar tarafından uygulanır. Lead enstrüman ki ses de olabilir, hikâyenin teması, anlatmak istediği, mesajıdır. Hikâyenin mekanı, estetiği, duygu güçlendirme, tutarlılık coğrafya ve iklime bağlı olarak armoninin üstünde verilir. Burada bu yapıyı kullanan enstrümanlar vardır. Zaman ve mekanı birleştiren müziği coğrafyaya oturtan, tür oluşturan bas enstrumanlardır. Tuşlu çalgılar frekans ve kullanım açısından geniş enstrumanlardır.
Müzik yapmak uyuşturucu kullanmak gibidir, yan etkisi ise kişisel gelişimdir. Hatta derine indikçe varlık olarak gelişim oluşur. Çünkü müzik zeka, estetik, algı, teslimiyet, paylaşım, soru, sorgu, samimiyet, sosyallik, saflık…. barındırır-gerektirir.
stella by starlight (g. benson imp.)
müzik-sağlık (vücudun enerji alanları)
Her şeyin bir titreşime sahip olduğu yaşamda -bu titreşimler- aynı zamanda normal şartlarda belli bir akorda da sahiptir. Araştırmacı bir insanın gerektiğinde ulaşabileceği bu değerler, bir ağaçtan kendi karaciğerimize oradan renklere, seslere, lezzetlere, yaşamın tüm alanlarına aittir. Burada değinilen konu hücresel düzeyden başlayarak yukarı doğru baktığımızda, varolan tüm yapımızın ayrı ayrı ve beraber bir akorda sahip olmasıdır. Ufak bir bozukluk (detone-surtone) sağlıksızlığın başlangıcı olabilir. Fakat herşeye rağmen değişen akordumuzu başka akortlu yapılara bakarak da düzeltebiliriz. İşte bunlardan biri de bilinçli müzik dinlemek yani sağlıksız düşüncelerin tesbiti ve bunların akortlanabileceği müzik eserlerini dinlemek olabilir. Vücudumuzu yedi bölgeye ayırarak bu çalışmayı yapabiliriz.Bu bölgeler fazla uyarılmış, uyarılmamış ve çalışmıyor durumunda bulunurlar. (surtone, detone) Genelde farklı müziklerin, enstrumanların bedenin farklı bölümleri üzerinde farklı etkileri vardır. Zihinsel beden yaylı çalgılardan, duygusal beden yaylı çalgı ve çanlardan, fiziksel beden zil ve perküsyon dan, tinsel beden arp,org ve rüzgar çanlarından etkilenir. Kişinin farklı bedenleri olduğuna inanması, kabul etmesi gerekli değildir. Bedenleri yapı olarak ta düşünebiliriz. Zihinsel yapı yada duygusal yapı olarak da nitelendirebiliriz.
1.Bacakların birleştiği bölge
A. Fazla uyarılmış : genelde fazla uyarılmış haldedir.Tutkulu, baskıcı, değişken, duygusal, saldırgan, sahiplenici, enerjik, eğlenceye ve sekse düşkün tavırlar. Dengeye gelmek için dinlenebilinecek eserler:
Flüt ve arp için konçerto -Mozart
B .Uyarımamış : hastalıklı, tedirgin, tembel tavırlar.
Pomp and circumstance marşı no 1-Sir Edward Elgar
Umut ve zafer toprakları -Sir Edward Elgar
Zafer yürüyüşü -Guiseppe Verdi
Askeri marş -Çaykovski
Atina harabeleri -Beethoven
Radetsky marşı -Johann Strauss (baba)
The stars and stripes forever -John Philip Sousa
2.Göbek altı bölgesi.
A.Fazla uyarılmış : kızgınlık, huzursuzluk, kötü eleştri, tam sorumsuz -luk, yüzeysellik.
İki piano için konçerto -Bach
Rosamundenin prelüdü -Schubert
Arp konçertosu -Handel
Telli sazlar konçertosu -John dowland
B.Yetersiz uyarılmış : utangaçlık, korkaklık, kararsızlık, zannederek yaşama,öz güven eksikliği
Lohegrin prelüdü (sahne 3) -Wagner
1 no’lu piano konçertosu – Brahms
3 no’lu senfoni (org) -Camille Saint-Saens
5. senfoni (son bölüm) -Çaykovski
3.Karın bölgesi.
A. Fazla uyarılmış : enerji dağılması , yüzeysel yaşama, hayal dünyasında dolaşma , konsantrasyon bozukluğu tavırları oluşur.
Gece yıldızı (Tannhausser) -Wagner
B.Yeterince uyarılmamış : kibir, dedikoduculuk , sürekli eleştiri benmerkezcilik, bencillik, yüzeysel bir hayat.
Üç keman ve orkestra için konçerto -Teleman
4.Göğüs bölgesi (kalp)
A..Fazla uyarılma : inatçılık, katılık
Bir sergiden resimler -Modest mussorgsky
Romeo ve jülyet in açılışı -Çaykovski
Roma çamları -Ottorino respigni
Gynt süit -Edward grieg peer
Finlandiya -Sibelius
6. senfoni -Beethoven
B. Yetersiz uyarılmış yenilikten kaçma, muhafazakarlık, başkalarına özenme, zalimlik
2 nolu piano konçertosu -Rachmaninoff
Varşova konçertosu -Addinsell
Toccato ve füg -Bach
5.Boğaz bölgesi
A..Fazla uyarılmış meraklılık, herşeyi bilmek isteme, genişlemeci, büyümeci, sabırsız, sorumsuz, kendine müsamahalı, denge kurmakta zorlanan, hoş olmayan zevk ve uyarılar peşinde koşan.
Güzellikler-Cesar frank
Grande polonnaise -Chopin
Keman konçertosu -Max bruch
Piano konçertosu -Edward grieg
Çello konçertosu -Antonin dvorak
B.Yetersiz uyarılmış marazlı, lakayt, tembel, sadece kendine anlayışlı, töleranslı
Piano konçertosu no 5 -Beethoven
Yaşam sevinci senfonisi -Hill
Piano konçertosu no 3-Haydn
Org, timpani, yaylı çalgılar için konçerto -Poulenc
Paris angelicus -Cesar frank
Marşlar -Sousa
Die fledermaus ouverture -Straus
6.Alın bölgesi.
A.Fazla uyarılmış: her işe burnunu sokma, uyum yerine karmaşa yaratma ve kimseye yardım edememe
İki piano için konçerto – Bach
6 no’lu senfoni – Beethoven
Flut ve arp için konçerto- Mozart
Sol majör yaylı sazlar konçertosu – Bach
Arp konçertosu – Handel
B.Yetersiz uyarılmış kendini yaşamdan soyutlama, sorumluluktan kaçma, başa çıkamama, hiçbirşeyi onaylamama, yüzeysellik
Papa marcellus mass 3 no’lu senfoni (org) – Palestrina
7.Tepe bölgesi
A.Fazla uyarılmış olması pek olağan değildir. Kişi kendi yarattığı hayal dünyasını gerçek kabul edip ona bağlanır.
Re minör senfoni – Cesar frank
1 no’ lu piano konçerto – Chopin
Ode ‘ den st cecilia’ ya – Handel
B.Yetersiz uyarılmış içe dönük , kibirli, küstah, ukala
Keltik sonatı – Edward mc dowell
Do majör senfoni – George bizet
Lobos gitar konçertosu – Heitor villa
Herşeyden önce objektif bir tanıya ihtiyacımız vardır. Çünkü ne yaptığımızı, nasıl olduğumuzu tarafsızca tespit etmemiz kendimize olan inancımız ve korkularımız dolayısıyla çok da kolay değildir. Mesela bir insanın kendini ukala, kibirli olarak görmesi yine bir kibir olabilir. Her ne olursa olsun örnek verilen parçalar içerdikleri titreşimler açısından yedi bölgenin uyarıları ile eşleşmektedir. Yinede hatırlanması gereken günümüzde bizlerin robotik bir yaşamda oldukça materyalist bir bakışa sahip olduğumuzdur. Görmediğime inanmam bakışı insan yapısı için uygun değildir çünkü bir türlü hislerimizi, düşüncelerimizi göremeyiz. Müziği de göremeyiz ve müziğin bizi nereye götürdüğünü de. Sadece göremediklerimizin sonucu olan eylemleri görebiliriz. Ancak insan düşüncelerini rahat bırakırsa herşeyi hissedebilir.
gerçekte ses varmı?
Enerjinin formlarından ses, onu kolayca toplayacak ideal bir yapı olan kulağın içine girip karmaşık bir yoldan geçerek kulak zarına çarpar ve beyin korteksinde kimyasal olarak depolanmış biyo-elektrik sinyallere dönüşür. Bu süreç tamamen biyokimyasaldır. Oysa bizim duyduğumuz, bize göre sestir. Bu oluşum kafamın içinde nerede oluşmaktadır? Yani sürecin içinde her ne oluyorsa olsun insan için sonuçta kafasının içinde duyduğu bir ses vardır. Belki de buna his demeliyiz. Aynı soruyu görüntü ve koku için de sorabiliriz. Bilgisayarla yaptığımız onca işlem sayısal bir dile dayanırken beynin dili nedir?
İnsan yaşamı iç dünyasında hazırlayıp dışa yansıtırken, tüm bunlar muhteşem bir hızda gerçekleşir. Bir keman sesi duyduğumuzda eğer daha önce işitme odacığımızda keman tınısı kayıtlı ise hafızanın da yardımı ile ve son derece kısa bir sürede onu tanırız ve daha önce keman tınısı hangi duygusal ortamla beraber hafızaya kayıtlandıysa o yapıya bürünürüz. Aslında yaşam hiçbir zaman tekdüze olmadı. Bir kurşun kalem gördüğümüzde dahi onun hakkında ve kurşun kalemlerle yaşadığımız süreçlerin kayıtlarından yola çıkarak duygulanır (pozitif-negatif) hikayelerimizi hatırlar, yeni hikayeler yazarız. Eğer yaşama daha materyalist bir açıdan yanaşmışsak o zaman da kalemi gördüğümüzde hemen tepki veririz. İnsanların kitaplardan kaçmaları, matematik dersinin sevilmemesi, ani duygusal değişimler vs…Hafıza herhangi bir şeyi tek başına değil, bulunduğu ortamla birlikte kaydeder . Bir müzik parçası sadece müzik olarak değil onu dinlerken içinde bulunduğumuz bütünsel ortamla beraber hafızaya kaydolur. Bizler şuan baskısından dolayı hep geçmişe bakarak rahatladığımızdan geçmişe ait bir müzik duyduğumuz da bir rahatlama yaşarız. Bu gün bu keşfedilerek bazı insanlara para kazandırmaktadır. (nostalji adı altında veya eski bir müziği tekrar düzenleyerek)
Şimdi daha ilginç bir soru sorabiliriz; Hidrojen, azot, karbon, oksijen vb. gibi elementlerin durağan atomlarının hangisi kafamın içinde ses, görüntü, koku, his, tat üretecek kadar akıllı hale gelebilir. Üstelik sesler, düşünceler, çeşitli kokular, görüntüler hafızada saklanır ama içeriğinin kimyası ve hangi zihnin bunu kodladığı ortada yoktur. Eğer tüm duyularımızın algıladığı olaylar gerçekse, herhangi bir insanın hafızasını bulup ortadan yardığımızda, içinden görüntüler-sesler-kokular-hisler dışarı fışkırmalımıdır. Kauçuk bir topu duvara fırlattığımızda oluşan ses dalgalarına karşı kulağımızda oluşan benzer nöral sinyallerin ses olarak tercüme edilmesi beynin ne kadar usta olduğunu gösterdiği kadar kendi dışında mucize arayan insana bir kulak küpesi olabilir.
Bu arada değinmeden geçilmeyecek bir konuda sinir hatlarının bazen yanlış merkezlere sinyal göndermesi ile oluşan seslerin görülmesi, görüntülerin duyulması durumudur. Mesela bir yumruk yeme ile oluşan yıldızlar, yumruğun retinadaki sinir uçlarını harekete geçirerek, beynin sinyalleri acı olarak yorumlayan bölümü yerine görüntü merkezine gitmesinden dolayı oluşur.
Şimdi bir de nasıl işittiğimize bakalım. Titreşen hava moleküllerinden oluşan ses dalgaları timpanik zarı (kulak zarı) etkiler, titreşimleri tüylerle kaplı olan sıvı dolu kanallara gönderen ve üç küçük kemikten oluşan bir yapıyı harekete geçirir. Kanaldaki tüyler nakledilen ses dalgasındaki basınç farklılıklarına tepki gösterirler. Bu hareketlilik talamusa doğru yola çıkan elektromanyetik sinyalleri harekete geçirir. Buradaki en ilginç durum kanallardaki 20000 tüyün tepki verme hızıdır.Orta kanal saniyede 256 (do) devirle, üst kanal saniyede 512 (do) devirle bunun üstündeki kanal 1024 (do) devirle titreşir. Bunlar çok yüksek tepki hızlarıdır. Kulak bu şekilde seslerin ayrımlarını yapar. Müzikle uğraşan kişi, konsantrasyonu duyum üzerine yoğunlaştığı için bu farklı hızları daha hassas, ayrıntılı biçimde kullanır.
Duygularımızın yoğunlaştığı bir anı düşünelim. Düşüneceğimiz an yada şuan içinde duygulansak bile, tüm bu havayı oluşturan etkjiler geçmişte kayıtlanmıştır. Geçmiş zaman içindekiler harekete geçer. Şuan duygulanmak geçmişin kayıtlarını hatırlamak, hareketlendirmektir.
Müzik yada ses duyduğumuzda, geçmişte hafızamıza kaydettiğimiz bilgileri tararız. duyduğumuzun geçmişteki benzerlerini arar, onları hareketlendiririz. Duyduğumuzun içindeki herhangi bir unsur (bir enstruman sesi, sözler, bir ritm, bir sessizlik anı vs..) geçmiş kayıtlardaki herhangi bir unsurla benzeşirse duyduğumuza yakınlaşır, onu beğenmeye başlarız. İnsan duyduğu ses yada ses yığınlarının tamamına bakmaz, onu ayrıştırır.
Dinleme lineer (doğrusal) dir. Bir ses kaynağını dinlerken diğer sesleri sadece duyarız. Yaşadığımız çevrede sessizlik dediğimiz ortam bile aslında seslidir. İnsan birçok sesin içinde hangisine odaklanırsa onu dinler, diğerlerini duyar hatta duyma sınırlarının dışındakilerini de hisseder.
Ancak Dünya yaşamında duyduğumuz tüm sesler bileşik seslerdir. (diapozon ve osilatörden üretilen ses hariç) İnsan kulağı herhangi bir sesin ortalama altı-yedi bileşkesinin oluşturduğu tek tınıyı duyar ve buna göre davranır. Burada davranır demek pek de yanlış olmaz çünkü ses yada akustik, müzik fiziği gibi konuları sadece kulakla ilişkilendirmek bütünselliği bozar. Beynin içindekilerle dışındakiler arasında fark vardır. Ses diye etiketlediğimiz form ne kadar duyduğumuzu iddia etsek de kulağa geldiği andan itibaren sessiz bir sinyale dönüşür demek yaşam bütünselliği adına bize yol verir.
Ses ya da benzer başka bir konuda daha bilimsel sonuçlar bulsak, yazılar okusak, daha ileri bilgilere sahip olsak dahi tüm süreç kişisel olduğundan ilerleme düşlendiği kadar olmaz. Yani standart insana duyumla ilgili ne anlatırsak anlatalım o yine kendi bildiğini duyar. İşte en önemlisi de budur. Ses kelimesi bir şey anlatan etiket ve aslında algılamak için karşılığını beynin ürettiği bir eylemdir ve bunu kavrayarak hayatla ilgili önemli aşamalar kaydedebilecek iken insan hala sabit bir fikirlilikle duyduğunu gerçek sanır, ona kapılır.
İnsanın sesle ilişkisi, müzik dinlemek, etraftaki sesleri duymak kadar basit değildir.






