Category Archives: musical data

bas sesler hakkında

Standard

İnsan oğlunun “bas” ile tanışması (anne karnında) ilk beşinci ayı sırasında olsa da aslında hepimiz (anne) kalp atışı ile hayatın =zaman olduğunu beynimizin her tarafına kazırız. Cümle o kadar uzun ve geniş ki hemen bölmeye başlayalım.
– duymaya başlama ilk iki ay civarı
– dördüncü aya geldiğimizde ince ve orta sesler
– beşinci ay kalın sesler
– kalp atışı hem ses hem de ritm içerir
– hayat titreşimdir ve zamanın akması ile titreşimler arası farklar oluşur. (frekans) Algıladığımız ve yaşadığımız herşey farklı frekansa sahip enerji formlarıdır.
Sonuç: İnsan daha doğmadan hayat senfonisini dinlemeye, yaşamaya, öğrenmeye başlar.
Nasıl? anne karnında, annenin yaşadığı anlara karşılık gelen sesler ve buna karşılık kalp atışlarındaki ses ve ritm değişiklikleri ile…

60hz ‘e kadar olan sesler subbas, 60-250hz arası bas ses olarak kabul edilir ancak 120hz sonrası kulak için uğultudur. Özellilkle 200-400hz aralığı.
Sesler kalınlaştıkça dalga boyları büyür ve subbas sesleri kulaktan çok karın bölgesinde hissedilir. Şimdi bir birleştirme yapalım; korku hissini neremizde hissederiz? Tabi ki karın bölgesinde. Cevabı beklemeden yazalım: Daha anne karnında iken, heyecanlı anlarda annedeki aritmik (bir çeşit kick) metronom bize anneden gelen beslenme-bakım sıvılarındaki değişiklik ile güvensizlik-kaygı-endişe ve korkuyu tanıtır. Yani kalın ses ve aritmik yapı korkudur. Öte yandan kalın ses ve düzgün ritmik yapı monoton yapısından dolayı güveni oluşturur.

Burada düşünülmesi gereken kalın insan sesi güven verirken doğadaki ( mesela deprem) kalın seslerin korku vermesi. Ayrıca korku veren kalın seslerin insanda adrenalin salgılanmasına yol açması…
Peki bas ses nedir?
En kaba hali ile frekans aralığı düşük dalga boyu büyük, yaygın kullanımı ile düşük, alt ya da kalın ses enerjileri diyebiliriz.

Müziğe döndüğümüzde bas seslerin 15yy civarında etkili olduğunu görürüz. Müzik enstrumanlarının insan sesinden yola çıkarak yapıldığı düşünülmekte ve coğrafik etkiler gözlenmekte ise de bas seslerle ilgili enstrumanlar bir çeşit beynin, düşüncenin evrimleşmesinin sonucudur.
Gözle görmediğimiz elle tutamadığımız seslerden oluşan melodiler ve ritmleri birleştirip tarz yaratma…Ancak bu taşıma sırasında (sıradan insan için) görünmezlik… Peki bas ses nasıl etki eder?
Öncelikle müzikte kullanılan bas sesler kaynağı ne olursa olsun taşıyıcı olarak hizmet eder, hammaldır. Hem ritm hem de ses kullanarak müziği (bilerek ya da bilmeyerek) taşır. Kullandığı groove ile ritmi yeniden biçimlendirebildiği gibi kullanılan akoru da yeniden isimlendirebilir. Bu durumda armoni ve ritme hakimiyet gereklidir ve zaten her müzisyenin bilmesi gereken kompozisyona da…
Dinleyici için özel bir durum (şekil) yoksa bas zaten dikkat edilen bir enstrüman değildir oysa en önemli yapı taşı…

Herhangi bir coğrafyadan bağımsız olarak müzik yapacak insan üzerine konuşmak onu belli klişelerle algılamak, yönlendirmemek gerek. Çünkü yaşadığımız anda göremediğimiz bir enerji formunu şekillendiren kişilerdir onlar. Ticari kaygı olmadan yapılan şey tam olarak budur ve müzisyen tıpkı bir ressam gibi havada, etrafta var olan bir enerjiyi enstruman (insan sesi dahil) vasıtası ile şekillendirip resmeder. Bu bestedir, objedir. Bu besteyi zaman ve mekana oturtmak için aranje yaparız ama bazen beste-obje okadar güçlüdür ki hiç bir şeye gerek kalmayabilir.

Müziğin içinde zamanın anahtarı vurmalı sazlardadır ve diğer entrumanlar bu tempoda (zaman diliminde) yol alır.

Gidişatın kontrbastan basgitara evrilmesi 1930 civarında Paul Tutmarc ile başladı,1951’de ilk seri üretim elektrikli bas Fender Precision Bass ortaya çıktı. (1953’te Gibson EB-1, 1960’ta Fender Jazz Bass) Bas gitara geçiş en başta kolay taşınabilmesi olsa da gittikçe gelişen fikirlerle işlevi zenginleştirilmiştir.
Bas seslerle uğraşan müzisyenlerin standart müzik bilgilerine sahip olmaları yetmez. Armoni ve ritm sağlamlığının yanında, iletişimi sağlam, bütünsel bakabilen, egosunu kontrol edebilen, müzikal zenginliğe sahip basçılar kötü bir grubu bile bir disiplin altına sokarlar.

Sistemli bir şekilde büyük abiye (1984), tahammülsüzlüğe, görselliğe – ismini ne koyarsanız koyun – doğru ilerleyen hayatımızın ne kadarını müziğe harcıyoruz. Hayat bize verilen zaman ve bizim onu harcama şeklimiz değilmidir?
Gerçekte müzik saf bir enerji paylaşımıdır. Duygusu, enerjiyi paylaştıktan sonra hafızada dokunduğu alan olup aynı müzik farklı insanlarda farklı etkiler yaratabilir. Hatta bir adım daha ilerleyelim: müzisyenler de insan olduğu için aynı farklılık onlar içinde geçerlidir. İşte tam bu noktada hem veren hem de alan için lezzet önem kazanır. “Doğru fakat lezzetsiz- Yanlış fakat lezzetli” bu bir paradoks olabilirmi? ki referansımız ne?

Standart olarak timing, armoni, genel geçer bir orkestrasyon bilgisine sahip olmak (teori veya hissetmek) anlatım, kompozisyon müzisyene gereklidir.
Ritm çalan müzisyenler müziğin zaman tarafında, hikâyenin kare kare anlaşılması (quantize) için sabit bir tempoda ilerlerler ve hikâyenin paragrafları, satır başları, cümle sonları, bölümleri onlar tarafından uygulanır. Lead enstrüman ki ses de olabilir, hikâyenin teması, anlatmak istediği, mesajıdır. Hikâyenin mekanı, estetiği, duygu güçlendirme, tutarlılık coğrafya ve iklime bağlı olarak armoninin üstünde verilir. Burada bu yapıyı kullanan enstrümanlar vardır. Zaman ve mekanı birleştiren müziği coğrafyaya oturtan, tür oluşturan bas enstrumanlardır. Tuşlu çalgılar frekans ve kullanım açısından geniş enstrumanlardır.

Müzik yapmak uyuşturucu kullanmak gibidir, yan etkisi ise kişisel gelişimdir. Hatta derine indikçe varlık olarak gelişim oluşur. Çünkü müzik zeka, estetik, algı, teslimiyet, paylaşım, soru, sorgu, samimiyet, sosyallik, saflık…. barındırır-gerektirir.

müzik-sağlık (vücudun enerji alanları)

Standard

Her şeyin bir titreşime sahip olduğu yaşamda -bu titreşimler- aynı zamanda normal şartlarda belli bir akorda da sahiptir. Araştırmacı bir insanın gerektiğinde ulaşabileceği bu değerler, bir ağaçtan kendi karaciğerimize oradan renklere, seslere, lezzetlere, yaşamın tüm alanlarına aittir. Burada değinilen konu hücresel düzeyden başlayarak yukarı doğru baktığımızda, varolan tüm yapımızın ayrı ayrı ve beraber bir akorda sahip olmasıdır. Ufak bir bozukluk (detone-surtone) sağlıksızlığın başlangıcı olabilir. Fakat herşeye rağmen değişen akordumuzu  başka akortlu yapılara bakarak da düzeltebiliriz. İşte bunlardan biri de bilinçli müzik dinlemek yani sağlıksız düşüncelerin tesbiti ve bunların akortlanabileceği müzik eserlerini dinlemek olabilir. Vücudumuzu yedi bölgeye ayırarak bu çalışmayı yapabiliriz.Bu bölgeler fazla uyarılmış, uyarılmamış ve çalışmıyor durumunda bulunurlar. (surtone, detone) Genelde farklı müziklerin, enstrumanların bedenin farklı bölümleri üzerinde farklı etkileri vardır. Zihinsel  beden  yaylı çalgılardan, duygusal beden yaylı çalgı ve çanlardan, fiziksel beden zil ve perküsyon dan,  tinsel beden arp,org ve rüzgar çanlarından  etkilenir. Kişinin farklı bedenleri olduğuna inanması, kabul etmesi gerekli değildir. Bedenleri yapı olarak ta düşünebiliriz. Zihinsel yapı yada duygusal yapı olarak da nitelendirebiliriz.

1.Bacakların birleştiği bölge

 A. Fazla uyarılmış : genelde  fazla uyarılmış haldedir.Tutkulu, baskıcı,  değişken, duygusal, saldırgan, sahiplenici, enerjik, eğlenceye ve sekse düşkün tavırlar. Dengeye gelmek için dinlenebilinecek eserler:

Air on the G string -Bach

Canon  in D -Johann Pachelbel

Four season  -Vivaldi

Flüt ve arp için konçerto -Mozart

Holberg suite-Edward Grieg

 B .Uyarımamış hastalıklı, tedirgin, tembel tavırlar.

Pomp and circumstance  marşı no 1-Sir Edward Elgar

Umut ve zafer toprakları -Sir Edward Elgar

Aida -Guiseppe Verdi

Zafer yürüyüşü -Guiseppe Verdi

Askeri marş  -Çaykovski

Atina harabeleri  -Beethoven

Radetsky marşı  -Johann Strauss (baba)

The stars and stripes forever -John Philip Sousa

2.Göbek altı bölgesi. 

 A.Fazla uyarılmış : kızgınlık, huzursuzluk, kötü eleştri, tam sorumsuz -luk, yüzeysellik.

İki piano için konçerto -Bach

Rosamundenin prelüdü -Schubert

Arp konçertosu  -Handel

Telli sazlar konçertosu -John dowland

B.Yetersiz uyarılmış : utangaçlık,  korkaklık, kararsızlık, zannederek yaşama,öz güven eksikliği

Egmont açılışı -Beethoven

Lohegrin prelüdü (sahne 3) -Wagner

1 no’lu piano konçertosu – Brahms

3 no’lu senfoni (org) -Camille Saint-Saens

5. senfoni (son bölüm) -Çaykovski

3.Karın  bölgesi.   

 A. Fazla uyarılmış : enerji dağılması , yüzeysel yaşama, hayal dünyasında dolaşma , konsantrasyon bozukluğu tavırları oluşur.

Apalanş baharı -Aaron Copland

Obua konçertosu -Vivaldi

Gece yıldızı (Tannhausser) -Wagner

Ayışığı -Debussy

 B.Yeterince uyarılmamış : kibir, dedikoduculuk , sürekli  eleştiri  benmerkezcilik, bencillik, yüzeysel bir hayat.

Su müziği  -Handel

Keman konçertosu  -Brams

Üç keman ve orkestra için konçerto  -Teleman

İyi huylu clavier -Bach

Brandenburg  konçertosu  -Bach

4.Göğüs bölgesi  (kalp)  

 A..Fazla uyarılma : inatçılık, katılık

Bir sergiden resimler  -Modest mussorgsky

Romeo ve jülyet in açılışı -Çaykovski

Roma çamları -Ottorino respigni

Gynt süit  -Edward grieg peer

Finlandiya -Sibelius

6. senfoni -Beethoven

  B. Yetersiz uyarılmış   yenilikten kaçma, muhafazakarlık, başkalarına özenme, zalimlik

2 nolu piano konçertosu -Rachmaninoff

Varşova konçertosu  -Addinsell

Toccato ve füg  -Bach

Piano konçertosu -Grieg

5.Boğaz bölgesi    

  A..Fazla uyarılmış  meraklılık, herşeyi bilmek isteme, genişlemeci, büyümeci, sabırsız, sorumsuz, kendine müsamahalı, denge kurmakta zorlanan, hoş olmayan zevk ve uyarılar peşinde koşan.

Güzellikler-Cesar frank

Grande  polonnaise -Chopin

Keman konçertosu  -Max bruch

Piano konçertosu  -Edward grieg

Çello konçertosu -Antonin dvorak

 B.Yetersiz uyarılmış marazlı, lakayt, tembel, sadece kendine anlayışlı, töleranslı

Piano konçertosu no 5 -Beethoven

Yaşam sevinci senfonisi -Hill

 Piano konçertosu no 3-Haydn

Org, timpani, yaylı çalgılar için konçerto  -Poulenc

Paris angelicus  -Cesar frank

Marşlar  -Sousa

Die fledermaus ouverture -Straus

6.Alın bölgesi.

A.Fazla uyarılmış: her işe burnunu sokma, uyum yerine karmaşa yaratma ve kimseye yardım edememe

Rosamunde’a prelud – Schubert

İki piano için konçerto – Bach

6 no’lu senfoni – Beethoven

Flut ve arp için konçerto- Mozart

Sol majör yaylı sazlar konçertosu – Bach

Arp konçertosu – Handel

B.Yetersiz uyarılmış  kendini yaşamdan soyutlama, sorumluluktan kaçma, başa çıkamama, hiçbirşeyi onaylamama, yüzeysellik

Trumpet voluntary – Clarke

Lincoln’ün portresi – Copland

Finlandiya – Sibelius

Papa marcellus mass 3 no’lu senfoni (org) – Palestrina

Aranjuez – Rodrigo

7.Tepe bölgesi

A.Fazla  uyarılmış  olması pek olağan değildir. Kişi kendi yarattığı hayal dünyasını gerçek kabul edip ona bağlanır.

2 no’ lu senfoni – Mahler

St matthew passion – Bach

Floride suiti – Delius

Re minör senfoni – Cesar frank

1 no’ lu piano konçerto – Chopin

Ode ‘ den st cecilia’ ya – Handel

İspanyol rapsodisi – Ravel

B.Yetersiz uyarılmış içe dönük , kibirli, küstah, ukala

Keltik sonatı – Edward mc dowell

Do majör senfoni  – George bizet

5. senfoni – Beethoven

Lobos gitar  konçertosu – Heitor villa

Herşeyden önce objektif bir tanıya ihtiyacımız vardır. Çünkü ne yaptığımızı, nasıl olduğumuzu tarafsızca tespit etmemiz kendimize olan inancımız ve korkularımız dolayısıyla çok da kolay değildir. Mesela bir insanın kendini ukala, kibirli olarak  görmesi yine bir kibir olabilir. Her ne olursa olsun örnek verilen parçalar içerdikleri titreşimler açısından yedi bölgenin uyarıları ile eşleşmektedir. Yinede hatırlanması gereken günümüzde bizlerin robotik bir yaşamda oldukça materyalist bir bakışa sahip olduğumuzdur. Görmediğime inanmam bakışı insan yapısı için uygun değildir çünkü bir türlü hislerimizi, düşüncelerimizi göremeyiz. Müziği de göremeyiz ve müziğin bizi nereye götürdüğünü de. Sadece göremediklerimizin sonucu olan eylemleri görebiliriz. Ancak insan düşüncelerini rahat bırakırsa herşeyi hissedebilir.

gerçekte ses varmı?

Standard

Enerjinin formlarından  ses, onu kolayca toplayacak ideal bir yapı olan kulağın içine girip karmaşık bir yoldan geçerek kulak zarına çarpar ve beyin korteksinde kimyasal olarak depolanmış biyo-elektrik  sinyallere dönüşür. Bu süreç tamamen biyokimyasaldır. Oysa bizim duyduğumuz, bize göre sestir. Bu oluşum kafamın içinde nerede oluşmaktadır? Yani sürecin içinde  her ne oluyorsa olsun insan için sonuçta kafasının içinde duyduğu bir ses vardır. Belki de buna his demeliyiz. Aynı soruyu görüntü ve koku için de sorabiliriz. Bilgisayarla yaptığımız onca işlem sayısal bir dile dayanırken beynin dili nedir?

İnsan yaşamı iç dünyasında hazırlayıp dışa yansıtırken, tüm bunlar muhteşem bir hızda gerçekleşir. Bir keman sesi duyduğumuzda  eğer daha önce işitme odacığımızda keman tınısı kayıtlı ise hafızanın da yardımı ile ve son derece kısa bir sürede onu tanırız ve daha önce keman tınısı hangi duygusal ortamla beraber hafızaya kayıtlandıysa o yapıya bürünürüz. Aslında yaşam hiçbir zaman tekdüze olmadı. Bir kurşun kalem gördüğümüzde dahi onun hakkında ve kurşun kalemlerle yaşadığımız süreçlerin kayıtlarından yola çıkarak duygulanır (pozitif-negatif) hikayelerimizi hatırlar, yeni hikayeler yazarız. Eğer yaşama daha materyalist bir açıdan yanaşmışsak o zaman da kalemi gördüğümüzde hemen tepki veririz. İnsanların kitaplardan kaçmaları, matematik dersinin sevilmemesi, ani duygusal değişimler vs…Hafıza herhangi bir şeyi tek başına değil, bulunduğu ortamla birlikte kaydeder . Bir müzik parçası sadece müzik olarak değil onu dinlerken içinde bulunduğumuz bütünsel ortamla beraber hafızaya kaydolur. Bizler şuan baskısından dolayı hep geçmişe bakarak rahatladığımızdan geçmişe ait bir müzik duyduğumuz da bir rahatlama yaşarız. Bu gün bu keşfedilerek bazı insanlara para kazandırmaktadır. (nostalji adı altında veya eski bir müziği tekrar düzenleyerek)

Şimdi daha ilginç bir soru sorabiliriz; Hidrojen, azot, karbon, oksijen vb. gibi elementlerin durağan atomlarının hangisi kafamın içinde ses, görüntü, koku, his, tat üretecek kadar akıllı hale gelebilir. Üstelik sesler, düşünceler, çeşitli kokular, görüntüler hafızada saklanır ama içeriğinin kimyası ve hangi zihnin bunu kodladığı ortada yoktur. Eğer tüm duyularımızın algıladığı olaylar gerçekse, herhangi bir insanın hafızasını bulup ortadan yardığımızda, içinden görüntüler-sesler-kokular-hisler dışarı fışkırmalımıdır. Kauçuk bir topu duvara fırlattığımızda oluşan ses dalgalarına karşı kulağımızda oluşan benzer nöral sinyallerin ses olarak tercüme edilmesi beynin ne kadar usta olduğunu gösterdiği kadar kendi dışında mucize arayan insana bir kulak küpesi olabilir.
Bu arada değinmeden geçilmeyecek bir konuda sinir hatlarının bazen yanlış merkezlere sinyal göndermesi ile oluşan seslerin görülmesi, görüntülerin duyulması durumudur. Mesela bir yumruk yeme ile oluşan yıldızlar, yumruğun retinadaki sinir uçlarını harekete geçirerek, beynin sinyalleri acı olarak yorumlayan bölümü yerine görüntü merkezine gitmesinden dolayı oluşur.
Şimdi bir de nasıl işittiğimize bakalım. Titreşen hava moleküllerinden oluşan ses dalgaları timpanik zarı (kulak zarı)  etkiler, titreşimleri tüylerle kaplı olan sıvı dolu kanallara gönderen ve üç küçük kemikten oluşan bir yapıyı harekete geçirir. Kanaldaki tüyler nakledilen ses dalgasındaki basınç farklılıklarına tepki gösterirler. Bu hareketlilik talamusa doğru yola çıkan elektromanyetik sinyalleri  harekete  geçirir. Buradaki en ilginç durum kanallardaki 20000 tüyün tepki verme hızıdır.Orta kanal saniyede 256 (do) devirle, üst kanal saniyede 512 (do) devirle bunun üstündeki kanal 1024 (do) devirle titreşir. Bunlar çok yüksek tepki hızlarıdır. Kulak bu şekilde  seslerin ayrımlarını yapar. Müzikle uğraşan kişi, konsantrasyonu duyum üzerine yoğunlaştığı için bu farklı hızları daha hassas, ayrıntılı biçimde kullanır.

Duygularımızın yoğunlaştığı bir anı düşünelim. Düşüneceğimiz an yada şuan içinde duygulansak bile, tüm bu havayı oluşturan etkjiler geçmişte kayıtlanmıştır. Geçmiş zaman içindekiler harekete geçer. Şuan  duygulanmak geçmişin kayıtlarını hatırlamak, hareketlendirmektir.

Müzik yada ses duyduğumuzda, geçmişte hafızamıza kaydettiğimiz bilgileri tararız. duyduğumuzun geçmişteki benzerlerini arar, onları hareketlendiririz. Duyduğumuzun içindeki herhangi bir unsur (bir enstruman sesi, sözler, bir ritm, bir sessizlik anı vs..)  geçmiş kayıtlardaki herhangi bir unsurla benzeşirse duyduğumuza yakınlaşır, onu beğenmeye başlarız. İnsan duyduğu ses yada ses yığınlarının tamamına bakmaz, onu ayrıştırır.

Dinleme lineer (doğrusal) dir. Bir ses kaynağını dinlerken diğer sesleri sadece duyarız. Yaşadığımız çevrede sessizlik dediğimiz ortam bile aslında seslidir. İnsan birçok sesin içinde hangisine odaklanırsa onu dinler, diğerlerini duyar hatta duyma sınırlarının dışındakilerini de hisseder.

Ancak Dünya yaşamında duyduğumuz tüm sesler bileşik seslerdir. (diapozon ve osilatörden üretilen ses hariç)  İnsan kulağı  herhangi bir sesin ortalama altı-yedi bileşkesinin oluşturduğu tek tınıyı duyar ve buna göre davranır. Burada davranır demek pek de yanlış olmaz  çünkü ses yada akustik, müzik fiziği gibi konuları  sadece kulakla ilişkilendirmek bütünselliği bozar.  Beynin içindekilerle dışındakiler arasında fark vardır. Ses diye etiketlediğimiz form ne kadar duyduğumuzu iddia etsek de kulağa geldiği andan itibaren sessiz bir sinyale dönüşür demek  yaşam bütünselliği adına bize yol verir.

Ses ya da benzer başka bir konuda daha bilimsel sonuçlar bulsak, yazılar okusak, daha ileri bilgilere sahip olsak dahi tüm süreç kişisel olduğundan ilerleme düşlendiği kadar olmaz. Yani standart insana duyumla ilgili ne anlatırsak anlatalım o yine kendi bildiğini duyar. İşte en önemlisi de budur. Ses kelimesi bir şey anlatan etiket ve aslında algılamak için karşılığını beynin ürettiği bir eylemdir ve bunu kavrayarak hayatla ilgili önemli aşamalar kaydedebilecek iken insan hala sabit bir fikirlilikle duyduğunu gerçek sanır, ona kapılır.

İnsanın sesle ilişkisi, müzik dinlemek, etraftaki  sesleri duymak kadar basit değildir.

handy eQ

Standard

General:
20 Hz and below – impossible to detect, remove as it only adds unnecessary energy to the total sound, thereby most probably holding down the overall volume of the track
60 Hz and below – sub bass (feel only)
80(-100) Hz – feel AND hear bass
100-120 Hz – the “club sound system punch” resides here
200 Hz and below – bottom
250 Hz – notch filter here can add thump to a kick drum
150-400 Hz – boxiness
200 Hz-1.5 KHz – punch, fatness, impact
800 Hz-4 KHz – edge, clarity, harshness, defines timbre
4500 Hz – exteremly tiring to the ears, add a slight notch here
5-7 KHz – de-essing is done here
4-9 KHz – brightness, presence, definition, sibilance, high frequency distortion
6-15 KHz – air and presence
9-15 KHz – adding will give sparkle, shimmer, bring out details – cutting will smooth out harshness and darken the mix

Kicks:
60Hz with a Q of 1.4 — Add fullness to kicks.
5Khz with a Q of 2.8 — Adds attack to Kicks
bottom (60 – 80 Hz),
slap (4 kHz)
EQ>Cut below 80Hz to remove rumble
Boost between 80 -125 Hz for bass
Boost between 3 – 5kHz to get the slap
PROCESSING> Compression 4:1/6:1 slow attack med release.
Reverb: Tight room reverb (0.1-0.2ms)

General:
Apply a little cut at 300Hz and some boost between 40Hz and 80Hz.
Control The Attack:
Apply boost or cut around 4KHz to 6KHz.
Treat Muddiness:
Apply cut somewhere in the 100Hz to 500Hz range.
kick>> bottom depth at 60 – 80 Hz, slap attack at 2.5Hz

Snares:
100Hz with a Q of 1.0 — Add fullness to snare
200Hz – 250Hz with a Q of 1.4 — Adds wood to snares
3Khz with a Q of 1.4 — Adds atack to snare.
7Khz with a Q of 2.8 — Adds Sharpness to snares and percussion
fatness at 120-240Hz
boing at 400Hz
crispness at 5kHz
snap at 10kHz
fatness (240 Hz), crispness (5 kHz)
EQ> Boost above 2kHz for that crisp edge
Cut at 1kHz to get rid of the sharp peak
Boost at 125Hz for a full snare sound
Cut at 80Hz to remove rumble
PROCESSING> Compression 4:1 slow attack med release.
Reverb: Tight room reverb (0.1-0.2ms)
snare>> fatness at 240HZ, crispness at 5 KHz

Vocals:
Roll off below 60Hz using a High Pass Filter. This range is unlikely to contain anything useful, so you may as well reduce the noise the track contributes to the mix.
Treat Harsh Vocals: To soften vocals apply cut in a narrow bandwidth somewhere in the 2.5KHz to 4KHz range.
Get An Open Sound: Apply a gentle boost above 6KHz using a shelving filter.
Get Brightness, Not Harshness: Apply a gentle boost using a wide-band Bandpass Filter above 6KHz. Use the Sweep control to sweep the frequencies to get it right.
Get Smoothness: Apply some cut in a narrow band in the 1KHz to 2KHz range.
Bring Out The Bass: Apply some boost in a reasonably narrow band somewhere in the 200Hz to 600Hz range.
Radio Vocal Effect: Apply some cut at the High Frequencies, lots of boost about 1.5KHz and lots of cut below 700Hz.
Telephone Effect: Apply lots of compression pre EQ, and a little analogue distortion by turning up the input gain. Apply some cut at the High Frequencies, lots of boost about 1.5KHz and lots of cut below 700Hz.
vocals>> fullness at 120 Hz, boominess at 200 – 240 Hz, presence at 5 kHz, sibilance at 7.5 – 10 kHz

Hats:
10Khz with a Q of 1.0 — Adds brightness to hats and cymbals
Hi Hat & Cymbals: sizzle (7.5 – 10 kHz), clank (200 Hz)
EQ> Boost above 5kHz for sharp sparkle
Cut at 1kHz to remove jangling
PROCESSING> Compression use high ratio for high energy feel
Reverb: Looser than Bass n Snare allow the hats and especially the Rides to ring a little
Get Definition: Roll off everything below 600Hz using a High Pass Filter.
Get Sizzle: Apply boost at 10KHz using a Band Pass Filter. Adjust the bandwidth to get the sound right.
Treat Clangy Hats: Apply some cut between 1KHz and 4KHz.
hi hats/cymbals>> clank or gong sound at 200 Hz, shimmer at 7.5 kHz – 12 kHz

Guitar:
Treat Unclear Vocals: Apply some cut to the guitar between 1KHz and 5KHz to bring the vocals to the front of the mix.
General: Apply a little boost between 100Hz and 250Hz and again between 10KHz and 12KHz.
Acoustic Guitar
Add Sparkle:Try some gentle boost at 10KHz using a Band Pass Filter with a medium bandwidth.
General:
Try applying some mid-range cut to the rhythm section to make vocals and other instruments more clearly heard.
Other:
Voice: presence (5 kHz), sibilance (7.5 – 10 kHz), boominess (200 – 240 kHz), fullness (120 Hz)
Electric Guitar: fullness (240 Hz), bite (2.5 kHz), air / sizzle (8 kHz)
Bass Guitar: bottom (60 – 80 Hz), attack (700 – 1000 Hz), string noise (2.5 kHz)
Toms: attack (5 kHz), fullness (120 – 240 Hz)
Acoustic Guitar: harshness / bite (2 kHz), boominess (120 – 200 Hz), cut (7 – 10 kHz)
Bass – Compressed, EQ’d with a full bottom end and some mids
rack toms>> fullness at 240 Hz, attack at 5 kHz
floor toms>> fullness at 80 – 120 Hz, attack at 5 kHz
horns>> fullness at 120 – 240 Hz, shrill at 5 – 7.5 kHz
strings>> fullness at 240 Hz, scratchiness at 7.5 – 10 kHz
conga/bongo>> resonance at 200 – 240 Hz, slap at 5 kHz

General Frequencies:
EQ Reference: Frequencies
50Hz
Boost: To thicken up bass drums and sub-bass parts.
Cut: Below this frequency on all vocal tracks. This should reduce the effect of any microphone ‘pops’.
70-100Hz
Boost: For bass lines and bass drums.
Cut: For vocals.
General: Be wary of boosting the bass of too many tracks. Low frequency sounds are particularly vulnerable to phase cancellation between sounds of similar frequency. This can result in a net ‘cut of the bass frequencies.
200-400Hz
Boost: To add warmth to vocals or to thicken a guitar sound.
Cut: To bring more clarity to vocals or to thin cymbals and higher frequency percussion.
Boost or Cut: to control the ‘woody’ sound of a snare.
400-800Hz
Boost: To add warmth to toms.
Boost or Cut: To control bass clarity, or to thicken or thin guitar sounds.
General: In can be worthwhile applying cut to some of the instruments in the mix to bring more clarity to the bass within the overall mix.
800Hz-1KHz
Boost: To thicken vocal tracks. At 1 KHz apply boost to add a knock to a bass drum.
1-3KHz
Boost: To make a piano more aggressive. Applying boost between 1KHz and 5KHz will also make guitars and basslines more cutting.
Cut: Apply cut between 2 KHz and 3KHz to smooth a harsh sounding vocal part.
General: This frequency range is often used to make instruments stand out in a mix.
3-6KHz
Boost: For a more ‘plucked’ sounding bass part. Apply boost at around 6KHz to add some definition to vocal parts and distorted guitars.
Cut: Apply cut at about 3KHz to remove the hard edge of piercing vocals. Apply cut between 5KHZ and 6KHz to dull down some parts in a mix.
6-10KHz
Boost: To sweeten vocals. The higher the frequency you boost the more ‘airy/breathy’ the result will be. Also boost to add definition to the sound of acoustic guitars or to add edge to synth sounds or strings or to enhance the sound of a variety of percussion sounds. For example boost this range to:
Bring out cymbals.
Add ring to a snare.
Add edge to a bass drum.
10-16KHz

Boost:
To make vocals more ‘airy’ or for crisp cymbals and percussion. Also boost this frequency to add sparkle to pads, but only if the frequency is present in the original sound, otherwise you will just be adding hiss to the recording.

ATONAL müzik

Standard

1920’lerde kurucusu arnold schönberg ile doruğa çıkan, tonaliteden kesin bir kopuş olan akım.
bu akımın en büyük öncüleri schönberg ve 2 öğrencisi: Alban Berg, Anton Webern’dir.
On iki toncuların hedefi de tıpkı empresyonistler gibi aynıydı: tonaliteye bağlı klasik armoni kalıplarını yıkmak. ancak, sonuca ulaşmak için 2 farklı yoldan ilerlediler:

empresyonistler; dikey armoni yazma yolunu kullandılar, hemen her ses üzerinde suni 7lilerden yararlanarak fonksiyonları sarstılar.

Schönberg yalnız dikey yazı * değil, özellikle yatay yazı * tekniğine yöneldi.

ayrıca bir diğer önemli fark ta, empresyonistlerin müzikle bir tablo çizmek, en azından bir tablo ya da görüntünün müzikle anlatımını hedeflemesinin yanında, Schönberg’in müziği alabildiğine yalınlaştırarak evrendeki ilk ilkel güce dönüştürmek ya da en azından alabildiğine yaklaştırmak istemesidir. Schönberg bu isteği doğrultusunda geleneksel armoni kalıplarını tamamen terketmiştir.

Schönberg’in anlayışına göre, akorlar tesadüfen oluşuyorlardı.
tüm tonik-dominant * egemenliği kalkmıştı. ancak tümüyle kuralları reddeden bu armonik tablonun sonunda esetiği inkar eden ve hiçbir düzene girmeyen bir geleceğe yönelme tehlikesi Schönberg’i ne olursa olsun bir yeni-düzen kurmaya itti.

bu yeni düzenin adı seriel kuram ya da Reihenbildung dur. bu sistem şöyle gerçekleşiyordu:

– 1 oktavın içindeki 12 adet yarım yon (bildiğimiz kromatik gam) tüm fonksiyon ve tonalite bağlantılarından kopartılıp her biri tek başına-bireysel bir nota/ses olarak düşünülmeliydi.

– disonanslar mild * ve scharf * diye ikiye ayrılmıştı. örneğin majör 2li ve minör 7 li (do,re,sib) mild bir akorken, 2li minör ve 7li majör (do-reb-si) scharf bir akordur.

– 2 minör üçlünün (do-mib-solb) üstüste gelmesinden doğan akor ise konsonans bir akordur. aynı şekilde 2 majör üçlüden oluşan (do-mi-sol#) bir akor da konsonant olarak kabul edilir.
halbuki klasik armoni kurallarına göre yukarıdaki iki akor (birincisi eksik 5, ikincisi +5) disonant akorlar olarak kabul edilir.

– geleneksel müzikte olduğu gibi 12 ton sisteminde de akorlar arasında gelen gerilime yer veriliyordu.
ancak burada bir disonant akor bir konsonant akora karar vermek zorunda değildir.

– bu sisteme göre en küçük birim “reihe” yani seri idi ve her bestelenen eser için bir grundreihe * lazımdı.
bu seri kromatik gamın 12 sesinden oluşturulurdu. ikili veya üçlü aralıklar tercih edilir,
4lü tam 5li tam veya artmış 4lü aralıklar bir kereden fazla kullanılamazdı .

– on iki ton müziğinde anarmonik diye bir kavram mevcut değildi (do#-reb), ilgili gamlar veya majör-minör gibi ayrımlar da yoktu.

yukarıda anlatılan grundreihe (temel seri)’ye schönberg grundgestalt yani temel biçim adını veriyordu.
grundgestalt sadece melodik bir şemaydı. bu temel şemaya göre yazılacak eserdeki melodik,
armonik ve ritmik oluşumlar elde edilirdi, eser boyunca çeşitli ritimler kullanılarak oynanabilir ve dolayısıyla yeni motif ve temalar oluşturulabilirdi.
ayrıca grundgestalt her zaman aynı şekilde gelmek zorunda da değildi, kontrapunkt tekniğiyle başaşağı edilebilir,
çevrilebilir * veya tersine yazılabilirdi * ya da çevrilmiş şekli tersine kullanılabilirdi.

reihe mutlaka yatay yazılmak zorunda değildir, dikey de olabilir. schönberg’in dediğine göre reihentechnik, grundgestalt’in değişik ritimlerle ve kontrpuan kurallarıyla işlenerek sürekli tekrarlanmasından ibarettir.

on iki ton müziğinde matematik egemenliği kendini gösterir.
özellikle Schönberg ve Webern son derece entelektüel ve duygusallıktan uzak görünüşte eserler verdiler.
Alban Berg’e gelince, o Schönberg’e göre konstrüksiyon egemenliğinden ziyade lirik ve duygusal olmaya daha çok yer veren bir besteciydi.

Schönberg’in başlıca etkisi altında kaldığı ve yöntemlerinden faydalandığı besteciler Bach, Mozart, Wagner ve Brahms’tı.